Wednesday, January 8, 2014
bir damla varlık, sonsuz karanlık.
Adını telaffuz edemediğim bir sokakta karışık labirentlerin taa en sonunda saçma bir evde yaşıyordum. Sekizinci gündü acayip şeyler yaşayacagımı hissetiğimde ve o tamamen yabancı şehirde de bi bok olmadığını anladığımda. Hayat sana farklı bir şeyler sunmuyor sen aynı kaldıkça. Gökyüzü her yerde mavi. İnsanların hep acelesi var. Bir gözde yansıyıp yitip gitmen bir soluktan daha kısa. Derin bir nefes aldıysan eğer yanından kaçtane hayatın akıp geçtiğini tahmin bile edemessin.
Emin olduğun bir hayatın içine giriyorsun defalarca nefes alıyorsun soluk soluğa kalıyorsun ama hala o gözlerde yansıyorsun. Bu bile bitiyor... Çünkü o gözlerin sahibi bir gece gözlerini sımsıkı kapatıp sana dair ne varsa hayatında seni orada boğuyor. Boğuluyorsun ve sonra bi bakmıssın bir vodoo bebeğinden ibaretsin. Nefes bile alamıyor, içtiğin bir bardak su okyanuslara dönüp tüm hücrelerini boğuyor sadece boğmuyor bir okyanusun içinde ne kadar canlı varsa hepsi sana saldırıyor. Bir damlayı doldurmayan varlığının kokusunu yirmibin fersah derinden alıp sana saldırıyorlar. Yıllarca seni orda beklemişler gibi. En garibi sen kendine şaşıyorsun bir zamanlar ne kadar güçlü olabildiğini düşününce daha bi zayıf düşüyorsun. Daha bi kaybediyorsun kendini. Kendinden emin yürüdüğün her yoldan korkar hale geliyorsun. Komik ne kadar da zayıfsın. Ve bunu kabul etmekten başka bir şansın yok.
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment